15/10/2009
HER İŞİN BAŞI NİYET
İsrailoğuları içinde Allahu Tealaya uzun süre ibadet eden bir abid vardı.Bir topluluk ona gelerek"Falanca yerde bulunanm bazı insanlar Allahu Tealayı bırakmışlar bir ağaca tapıyorlar" dediler.
Abid kişi bu duruma öfkelendi,baltasını omzuna alarak o ağacı kesmek için yola koyuldu.İblis,yolda bu abidi yaşlı bir adam kılığında karşıladı ve aralarında şu konuşma geçti:İblis:
-Allah sana rahmet eylesin!Nereye gidiyorsun böyle?Abid:
-Falanca yerdeki insanların Allahu Tealayı bırakıp da ibadet etmekte oldukları ağacı kesmeye gidiyorum!İblis:
-O ağacın kesilmesinden sana ne!Neden ibadetini ve nefsinle ilgilenmeyi bırakıp da başka şeylerle uğraşıyorsun?Abid:
-O ağacı kesmek de benim ibadetimin bir parçasıdır!İblis:
-Ben de o ağacı kesmene izin vermeyeceğim!dedi ve bunun üzerine abid ile İblis orada kapıştılar.Abid onu kaldırıp yere vurdu ve göğsü üzerine oturdu.Bunu üzerine İblis "Beni salıver,sana diyeceklerim var!dedi.Abid İblisi bırakınca şyle dedi:
-Behey adam!Allhu Teala seni bu işle sorumlu tutmamış,bunu sna farz kılmamıştır!Sen Peygamber misin?
-Hayır!
-Öyleyse ağaca tapanlardan dolayı senin bir sorumluluğun olmaz.Senein onları bırakıp ibadetinle meşgul olman gerekir.Allahu Teala'nın yeryüzünde çok sayıda peygamberi var.Eğer isterse,o ağacı kesmek için peygamberlerden birini onlara gönderirdi.Abid:
-Benim o ağacı mutlaka kesmem gerekir!
Bunun üzerine İblis tekrar abid ile kapıştı;abid bir defa daha İblis'i mağlup ederek ğöğsü üzerine oturdu.İblis,abidi yenecek güçte olmadığını ve ona karşı hakimiyet kuramadığını görünce şöyle dedi:
-Ey kişi,aramaızdaki bu meseleyi çözecek bir teklifim var;bu senin için daha hayırlı ve yapmak istediğin şu işten senin için daha yararlıdır."Abid:
-Teklifin nedir?İblis:
-Beni bırak da söyleyeyim!
Abid İblis'i bırakınca,şöyle dedi:
-Sen fakir bir adamsın,hiçbir şeyin yok;bu halinle insanlara yük oluyorsun,senin geçimini onlar temin ediyorlar.Din kardeşlerine ihsanda bulunmak,komşularına birşeyler vermek,halini biraz düzelterek bolluk içinde olmak ve insanlara muhtaç olmaktan kurtulmak istersin herhalde!Abid:
-Elbette isterim!
-Sen bu ağacı kesmekten vazgeç,geri dön.Buna karşılık ben de her gece senin yastığının altına iki altın bırakacağım.Sabahleyin kalktığında onları alır istediğini yaparsın.Kendin ve ailen için harcar,din kardeşlerine sadaka verirsin.Böyle yapmak,toprak üzerinde dikili duran bir ağacı kesmekten,hem senin için hem de müminler için daha hayırlıdır;çünkü o ağacı kesmenin ne ona ibadet edenlere bir zararı olur,ne de müminlere bir faydası dokunur."
Abid,ihtiyarın söylediklerini düşündü ve ve kendi kendine:"İhtiyarın söyledikleri doğru.Ben bir peygamber değilim ki, bu ağacı kesme sorumluluğum olsun.Bu ağacı kesmeyi bana Allahu Tealal emretmiş değil ki,onu kesmemekle Allah'a isyan etmiş olayım.Bu,benim kendi kendime yaptığım fazladan bir iş.Ağacın dikili kalmasının tevhid inanacında olanlara ne zararı var ki!Ama şu ihtiyarın söyledikleri insanların genelei için faydalı!"
Daha sonra abid ile ihtiyar konuştukları şey üzerinde anlaşma yaptılar,ihtiyar sözünde duracağına yemin etti.Abid ibadethanesine geri döndü.Sbahleyin kakltığımda iki altını başucunda gördü ve hemen aldı.Ertesi gün aynı şekildealtınları aldı.Ancak üçüncü günü kalktığında bir şey bulamadı;ertesi gün oldu,baktı yine bir şey yok!Bunun üzerine abid öfkelendi,tekrar baltasını omzuna alarak yola çıktı.Ağacı kesmeye kararlı bir şekilde,kendi kendine:"Dünyalığımı kaybettim,ama ahiret işini asla bırakmayacağım!"dedi.
Yolda,yine bir ihtiyar kılığında İblis onu karşıladı ve:
-Nereye gidiyorsun?dite sordu;abid:
-Şu ağacı kesmeye!dedi;İblis:
-Yalan söylüyorsun,vallahi onu kesmeye senin gücün yetmez!Bunun için sana yol vermem!
Bunun üzerine ilk seferde olduğu gibi abid onunla kapıştı;ama heyhat!İblis onu tuttuğu anda bir kuş gibi yere serdi,abidin göğsü üzerine oturdu ve:
-Ya bu işten vazgersin,yada sni burada keserim!dedi.
Abid,ihtiyra baktı ve ona gücünün yetmeyeceğini anlayınca:
-Ey ihtiyar,beni yendin!Beni bırak da,ben seni ilk defa karşılaşmamızda nasıl yenmiştim;şu işin aslını bana bir anlatıver,şimdi neden yenildim?dedi;İblis onu bıraktı ve bunun sebebini şöyle açıkladı:
-Sen ilk defasında Allahu Tealanın rızasınu kazanmak için öfkelenmiş,ahirat kazancı elde etmek için yola çıkmıştın.Bu yüzden Allahu Teala beni senin emrine verdi ve beni mağlup ettin.Ama bu seferinde nefsin için öfkelenerek yola çıktın;Alklahu Tealala da beni sana musallat etti ve ben de seni yendim."
İşte amellrimizi ifsata uğratmamımızın etkisi bu niyet bozukluğu ve dış etkilere kulak vermemizdir.
9/9/2009
26/8/2009
SKOLASTİK FELSEFE

kategori: felsefe
skolastik felsefe
Skolastik felsefe kiliseye ait olan düşüncedir, Latince kökenli schola (okul) kelimesinden türetilen scholasticus teriminden gelmektedir vekelime anlamı olarak okul felsefesi demektir. Bu anlam önemlidir, zira skolastik felsefe, ortaçağ düşüncesinde doğru'nun zaten mevcut olduğu düşüncesine ve felsefenin okullarda okutularak öğretilmesinedayanan bir yaklaşım sergiler. Bu felsefenin temeli teolojidir, ona dayanır ve onu desteklemeye çalışır.Skolastik felsefe, Patristik felsefenin sürdürülmesi ve orada bir öğretiye dönüştürülmüş olan Hiristiyan inancının felsefi anlamda temellendirilip sistematize edilmesi yönündeki çabalardan meydana gelmiştir. Orta Çağın belirli bir döneminden itibaren tüm felsefe etkinliği skolastik zemininde gerçekleştiği için, ortaçağ felsefesi denildiğinde akla gelen genellikle skolastik felsefedir. Oldukça geniş bir tarihsel dönemi kapsar. İkinci bir nokta, hem Hıristiyan skolastiğinin hem de İslam skolastiğinin sözkonusu olmasıdır. Felsefe tarihi içinde Skolastiğin üç ayrı dönem olarak ele alınması sözkonusudur:
- Erken Dönem Skolastik (800-1200'lü yıllar)
- Yükseliş Döneminde Skolastik (1200-1300'lü yıllar)
- Geç Dönem Skolastik (1300-1500'lü yıllar)
Bu dönemlerde skolastik felsefenin belirli bir açıdan ortaya atılan sorunları farklı niteliklerle çözmeye yöneldiği söylenebilir. Ancak bununla birlikte skolastik felsefe denilince anlaşılan genel bir nitelik sözkonusudur. Bu genel nitelik ilk olarak Aristotalesçi bir özellik olarak belirtilmelidir. Patristik felsefede Platon vePlatonizm öne çıkmaktaydı, buna karşılık skolastik felsefede Aristotelizmin ilham kaynağı olduğu görülür. Aristo felsefesi Platon'nunkinden daha kesin olarak düşünürleri bilgeliğe yönlendirir, bunun anlamı salt Tanrı'yı bilmeye çalışmamak, olgular dünyasıyla da ilgili olmaktır.
Bir okul felsefesi olarak skolastik, ilk olarak teoloji öğretmenleritarafından, hem sistematikleştirilmiş teolojinin öğretilmesini, hem de antikçağ okullarında öğretilen Yedi özgür sanat'ın (Septem artes liberales) öğretilmesini kapsar. Daha sonraları bu okulun bütün öğreti ve çalışmalarını kapsayacak nitelikte ifade edilir olmuştur.
Skolastiğin yöntemsel olarak ortak karekteristiği ise felsefeyi dinin, ya da aklı inancın alanına uygulayarak bu alandaki meseleleri kavranılır kılmaktır. Özelikle inanca ve vahye, akıl temelli getirilen itirazlar bu şekilde aşılmaya çalışılmıştır. Bu anlamda da skolastik felsefe yeni bir şeyler bulmak ya da düşünceler üretmek arayışında değildir, aksine zaten mevcut olanlar içerisinde skolastik felsefe uygun olanları temellendirmek ve uygun olmayanları çürütmekçabasında olmuştur. Bu çaba için gerekli mantığı Aristotales'te ve Euklid geometrisinde bulmuştur.
Böylece ana belitler daha baştan saptanmış bulunuyordu. Bu dönemin özlü sözü ve düşüncesi,Augustinus'un;
- "Anlamak için inanıyorum" düşüncesidir.
Bu düşünceye göre hem inanç hem de onun anlatımı ve dili doğru olarak mevcuttur. Realizm düşüncesinin temeli olan bu düşünce Skolastiğin temel önermesidir. Buna göre bilgi, çeşitli önermeler ve çıkarsamalarla, tanrısal gerçeğin ortaya konulmasından ve yansıtılmasından, kanıtlanmasından başka bir şey değildir. Skolastik bu nedenle görelikçiliğe, öznelliğe ve kuşkuculuğa karşı savaşır. Skolastik yalnızca tek bir doğrunun ve ona bağlı tek bir doğruluk sisteminin varlığını kabul eder. Nominalizm bunlara bağlı olarak daha sonra Skolastiğin çözülmesinde önemli rol oynayacaktır.
Skolastik felsefenin genel ahlaki tutumu konusunda iki ögenin altını çizmek gerekir. Skolastik emir ahlakınıve değer ahlakını üstlenir durumdadır. Buna göre, önemli olan iyi'ye uygun davranmaktır; çünkü iyi hem tanrının buyruğudur, hem de Tanrı bizzat tüm iyiliğin kendisidir. Skolastik felsefe, başlangıcında ve gelişiminde inanç ile bilgiyi uzlaştırmaya çalışmış ve bu temelde dinsel dogmalara felsefi bir temel bulmaya ve bunları sistemleştirmeye yönelmiştir. Ancak son dönemlerinde bu projenin başarılamayacağı kesinlik kazanmış, tam aksi yönde bizzat iç tartışmaları sebebiyle bilgi ile inanç ayrışması kesinlik kazanmıştır.
skolastik felsefenin erken dönemi [değiştir]
Batı Roma İmparatorluğunun çöküşünün getirdiği kültürel yıkımdan çıkış dönemine rastlar. Yeni bir toplumsal düzenleme ve kültürel canlanma evresinde, felsefe alanında skolastik görülür. İlk skolastik düşünür olarak Johannes Scottus'u (810-887) belirtmek gerekir. Çevirileriyle ve dersleriyle ortaçağ düşüncesinemistisizmi getirmiştir. Platon'un idea kuramına benzeyen bir kavram realizmini kullanmıştır, bir tür Yeni-Plantonculuğun geliştiricisi olmuştur. Tanrı'nın gerçekte varlığının bilinemez olduğunu öne sürmüştür, Tanrı ancak kısmen simgeler aracılığıyla bilinebilir. Simgeler ise Tanrı'nın kendisi değildir.
0 yorum yazılmıştır
9/8/2009
TİP HAKKINDA
Tip nedir?Aynı cinsten bütün varlıkların veya nesnelerin temel özelliklerini büyük ölçüde kendinde toplayan örnek.Tür veya çeşit anlamında da kullanılır.Mecazi olarak ilgi çekicideğişik kimse.Edebiyat'ta hikaye roman gibi uzun anlatıma dayalı edebi eserlerde kişi kadrosu içinde yeralan ve belli bir düşüncenin,topluluğun zihniyetini ve ideolojinin temsilciliğini yüklenen kişi.Tiyatro'da kendine özgü kişiliği olmayan,genellikle bilinen kalıplardaki insanları gösteren oyun kişisi(karakter).Tip kelimesi Fransızca type kelimesinden gelir.Tip geneldir,genel özellikler taşır,her insan bir tip'in temsilcisidir.İyi-kötü,saf-kurnaz,cesur-korkak,cömert-cimri gibi.Bütün bu özellikler çok belirginse karakter olur.Karakteri tip'den ayıran özelliklerin abartılı olmasıdır.Tip evrenseldir,genel özelliklere sahiptir;sevecen tip,alıngan tip,kıskanç tip,sosyal tip,asosyal tip,gibi bireysel olmaktan çok başkalarındada bulunan ortak özellikler taşıyan ve bu özellikleri en belirgin şekilde temsil eden şahıs ve şahıs grubudur.Karakter ise kendine özgüdür.Tip ayırıcı özellikleri olan bir zümrenin,bir grubun temsilcisi konumundadır.Temsilcisi olduğu zümrenin tüm niteliklerini kendinde toplar.Bunlar olumlu yada olumsuz nitelikler olabilir.Tip geneldir,karakter ise özeldir.Buna bağlı olarak,karakterin kendine has özellikleri olur,ama tip'teki özellikler herkeste bulunabilen özelliklerdir.Yani herkes bir tip tir,aynı zamanda bir karakterdir.Hepimiz bir tip'iz,bende bir tip'im siz de bir tip'siniz.Siz hangi tip'siniz?



23/7/2009
SOFİSTLER
Sofistler M.Ö. 5. ve 4. yüzyılda, siyasi ve toplumsal koşulların değişmesinin ve doğa felsefesinin iflasının ardından, insan üzerine felsefenin başlatıcısı olarak ortaya çıkan gezginfelsefe öğretmenleri grubu.
En önemli Sofistler arasında, Protagoras, Gorgias, Prodikos, Hippias, Antiphon,Thrasymakhos ve Kallikles’in adı verilebilir. Sofistler, felsefi bir okul oluşturmaktan çok, belli bir mesleğin üyesi olan, toplumsal ko şulların değişmesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan pratik işlerde yol göstericiliğe duyulan açlıktan, kendileri için bir meslek ve yaşam biçimi üretmiş olup, para karşılığı ders veren gezgin öğretmenlerdi. Bu gezgin öğretmenler, dilbilgisi, ikna sanatı, retorik, mahkemede kendini savunma sanatı, mantık, ahlâki davranış, edebiyat eleştirisi, matema tik ve dilsel analiz gibi bir çok sanatı öğrenme iddiasında olmuşlardır.
Ancak felsefe tarihinde sofist denildiğinde akla gelen negatif bir anlam sözkonusudur ve bu anlam Sokrates'in, Platon'un veAristotales'in sofistlere karşı yürüttükleri mücadeleden ileri gelmektedir.Sofistler sürekli bu düşünürler tarafından yerilmiş ve kücük görülmüştür.Bununla birlikte felsefe tarihi içinde çok önemli soruların sorulmasında ya da yeni yaklaşımlar geliştirilmesinde sofistler her dönem önemli etkilere yol açmışlardır. Önemli sofist düşünürler her zaman etkili olmakla birlikte, birçok sofist düşünür de kendi etkinliklerini oyuna ve safsataya dönüştürme eğilimi göstermişlerdir. Sistemli filozoflar, bu akıma karşı bu eğilimden hareketle onları hor gören yaklaşımlar sergilerler.Bir de para karşılığında ders vermeleri o dönemlerde yadırgatıcı olmuştur.
Protagoras, (482, 411)
Gorgias, (483- 375)
Hippias,
Antiphon,
Prodikos,
Thrasymakos,
Heraklitos'un her şeyin değiştiği önermesini kendine göre yeniden değerlendiren Protagoras, bu durumda hiçbir şeyin belirli bir " şey" olamayacağını, bu şekilde mutlak bir varlık aramanın anlamsız olduğunu öne sürer. Her şey öteki şeylerle bağlantıları içinde bir şey olmaktadır ve algılarmız yalnızca o andaki algılama durumlarına bağlı olarak bize bilgi vermektedir. Duyu algıları ve bunlardan kaynaklanan doxa'ların (sanılar) dışında bir bilgi sözkonusu değildir.Böylece ''sanılar'' herkesin kendi doğrusu olmakta, yanlışlık kişilerin birbirlerine göre algı farklarından ibaret olarak meydana gelmektedir.''İnsan her şeyin ölçüsüdür'', sözünün anlamı bu noktada belirginleşir.
Bir diğer önemli sofist düşünür Gorgias'da benzer bir şekilde doğa felsefesine karşı çıkmaktadır.Protagoras'tan daha da ileri gitmiş, asıl gerçek olarak varlığın bilinemeyeceğini öne sürmüş ve episemolojide kuşkuculuğun en önemli argümalarını belirginleştirmiştir. Gorgias'a göre ne varlık vardır, ne varlığın bilgisi mümkündür, ne de bilginin bir başkasına aktarılması söz konusus olabilir.
Böylelikle sofistler, herkesin üzerinde uzlaşacağı kesin bir doğrunun olabileceğini yadsımış, görelikçi bakış açısının ve dahada önemlisi şüpheciliğin tohumlarını atmışlardır. Ayrıca sofistler, felsefenin doğa ya da evren gibi konuları bir yana bırakıp insanı ve insan ile ilgili sorunları hedeflemesi gerketiğini öne sürmüşlerdir. Onlara göre felsefe soyut bir bilgi konusu değil, somut yaşamın ve pratiğin konusudur. Dolayısıyla sofistler, dar bir çevre oluşturup bunun içinde yalnızca belirli kişilerin anlayacağı türde bir felsefe yapmanın değil, bilgili ve toplum için yararlı insanlar yetiştirmenin hedeflendiği bir ''eğitim felsefesinin'' uygulayıcıları olmuşlardır.
Bu tür bir felsefe yapma tarzı teorik oarak sofistlerin kendi felsefi önermeleriyle çelişir görünmektedir. Ancak Protagoras ve diğer sofistler, bu noktada ortaya çıkan sorunları pratiklik/yararlılık meselesinden hareketle çözerler. Bir bilgi bir diğerine göre daha doğru ya da yanlış olmayabilir, ancak daha ''yararlı'' olması mümkündür ve bu onun ''geçerliliğinin de'' temelidir. Dolayısıyla daha iyi, yani yararlı bilgileri, yani sanıları olanlar bilgedirler ve bu bilgileriyle insanların yetiştirilmesine çalışabilirler.
Sofistler bu mantık ile siyasal anlamda insanları yetistirmek üzere onlara bilgi ve hitabet sanatını öğretmeye çalışmışlardır. Sofistler aracılığıyla felsefe dış dünyadan insan dünyasına (ya da insanın iç-dünyasına) yöneltilmiş olmaktadır. Dil konusunda da ilk incelemeler bir anlamda sofitlere bağlıdır.Gorgias, Prodikos ve Hippias'ın eşanlamlılık, gramer ve biçimsellik konularında açıklamaları olmuştur. Aynı şekilde sofistler mantık üzerinde de durmuşlar ve önermelerin nasıl kanıtlanıp çürütüldüğüyle ilgilenmişlerdir.
Bilginin görelileştirilmesi, soyut genel geçer ilkelerin kuşkuya tabi tutulması, doğa ile insanın birbirinden ayrıştırılarak felsefi düşünmenin merkezine insanın konulması, buna bağlı olarak psikolojisizm olarak adlandırılabilecek bir eğilim geliştirilmesi, felsefenin bir eğitim meselesi olarak uygulanması, toplumsal ayrımların ve eşitsizliklerin insan ürünü olarak değerlendirilmesi, doğal olanda herkesin eşit olduğu düşüncesinin geliştirilmesi, doğal hukuğun savunulması, dinin ve tanrının reddedilmesi, sofistlerin belli başlı felsefi konularıdır. Bu şekilde sofistler, otorite ve geleneği (yasa, hukuk, sosyal ve ahlaki normalr vb.) sarsmışlar, yol açtıkları değer aşınmalarıyla bir tür anarşizmin de yaratıcısı olmuşlardır.
En önemli Sofistler arasında, Protagoras, Gorgias, Prodikos, Hippias, Antiphon,Thrasymakhos ve Kallikles’in adı verilebilir. Sofistler, felsefi bir okul oluşturmaktan çok, belli bir mesleğin üyesi olan, toplumsal ko şulların değişmesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan pratik işlerde yol göstericiliğe duyulan açlıktan, kendileri için bir meslek ve yaşam biçimi üretmiş olup, para karşılığı ders veren gezgin öğretmenlerdi. Bu gezgin öğretmenler, dilbilgisi, ikna sanatı, retorik, mahkemede kendini savunma sanatı, mantık, ahlâki davranış, edebiyat eleştirisi, matema tik ve dilsel analiz gibi bir çok sanatı öğrenme iddiasında olmuşlardır.
Genel çerçeve
Yunanca ''sofistes''´ten gelen ''sofist'' sözcüğü hem bilgili kişi anlamında, hem eğiten kişi anlamında (özellikle siyasette yararlı olmayı), hem de hitabet sanatında dersler veren kişi anlamlarına gelmektedir. Dönemin sosyal değişimleri ve siyasal gelişmeleri sofistlerin etkili olmalarına yol açmıştır, bir anlamda ''yunan aydınlanması'' olarak adlandılacak gelişmenin yaratıcılarıdır. Kuşkuyu öne çıkarmışlar, insanı merkeze koymuşlar ve bu döneme ait felsefelerdeki genel geçer ilkeleri sarsmışlardır.Ancak felsefe tarihinde sofist denildiğinde akla gelen negatif bir anlam sözkonusudur ve bu anlam Sokrates'in, Platon'un veAristotales'in sofistlere karşı yürüttükleri mücadeleden ileri gelmektedir.Sofistler sürekli bu düşünürler tarafından yerilmiş ve kücük görülmüştür.Bununla birlikte felsefe tarihi içinde çok önemli soruların sorulmasında ya da yeni yaklaşımlar geliştirilmesinde sofistler her dönem önemli etkilere yol açmışlardır. Önemli sofist düşünürler her zaman etkili olmakla birlikte, birçok sofist düşünür de kendi etkinliklerini oyuna ve safsataya dönüştürme eğilimi göstermişlerdir. Sistemli filozoflar, bu akıma karşı bu eğilimden hareketle onları hor gören yaklaşımlar sergilerler.Bir de para karşılığında ders vermeleri o dönemlerde yadırgatıcı olmuştur.
Sofist filozoflar
Sofist felsefe
Sofist felsefe relativizmin, şüpheciliğin ve insan merkezli felsefenin bir anlamda başlangıç noktasıdır.Daha önceki doğa filozofları temel maddenin ya da nedenin ne olduğunu kendilerine sormuşlar ve su, hava, ateş, toprak, atom vb. şeklinde cevaplar vermişlerdi. Sofistlerin ili ve en önemli düşünürlerinden biri sayılan Protagoras bu türden bir doğa felsefesinden uzaklaşmış, evreni bilmeyi dışta bırakmış ve temel nedenleri bu yönde arayışlara kuşkuyla yaklaşmıştır.Heraklitos'un her şeyin değiştiği önermesini kendine göre yeniden değerlendiren Protagoras, bu durumda hiçbir şeyin belirli bir " şey" olamayacağını, bu şekilde mutlak bir varlık aramanın anlamsız olduğunu öne sürer. Her şey öteki şeylerle bağlantıları içinde bir şey olmaktadır ve algılarmız yalnızca o andaki algılama durumlarına bağlı olarak bize bilgi vermektedir. Duyu algıları ve bunlardan kaynaklanan doxa'ların (sanılar) dışında bir bilgi sözkonusu değildir.Böylece ''sanılar'' herkesin kendi doğrusu olmakta, yanlışlık kişilerin birbirlerine göre algı farklarından ibaret olarak meydana gelmektedir.''İnsan her şeyin ölçüsüdür'', sözünün anlamı bu noktada belirginleşir.
Bir diğer önemli sofist düşünür Gorgias'da benzer bir şekilde doğa felsefesine karşı çıkmaktadır.Protagoras'tan daha da ileri gitmiş, asıl gerçek olarak varlığın bilinemeyeceğini öne sürmüş ve episemolojide kuşkuculuğun en önemli argümalarını belirginleştirmiştir. Gorgias'a göre ne varlık vardır, ne varlığın bilgisi mümkündür, ne de bilginin bir başkasına aktarılması söz konusus olabilir.
Böylelikle sofistler, herkesin üzerinde uzlaşacağı kesin bir doğrunun olabileceğini yadsımış, görelikçi bakış açısının ve dahada önemlisi şüpheciliğin tohumlarını atmışlardır. Ayrıca sofistler, felsefenin doğa ya da evren gibi konuları bir yana bırakıp insanı ve insan ile ilgili sorunları hedeflemesi gerketiğini öne sürmüşlerdir. Onlara göre felsefe soyut bir bilgi konusu değil, somut yaşamın ve pratiğin konusudur. Dolayısıyla sofistler, dar bir çevre oluşturup bunun içinde yalnızca belirli kişilerin anlayacağı türde bir felsefe yapmanın değil, bilgili ve toplum için yararlı insanlar yetiştirmenin hedeflendiği bir ''eğitim felsefesinin'' uygulayıcıları olmuşlardır.
Bu tür bir felsefe yapma tarzı teorik oarak sofistlerin kendi felsefi önermeleriyle çelişir görünmektedir. Ancak Protagoras ve diğer sofistler, bu noktada ortaya çıkan sorunları pratiklik/yararlılık meselesinden hareketle çözerler. Bir bilgi bir diğerine göre daha doğru ya da yanlış olmayabilir, ancak daha ''yararlı'' olması mümkündür ve bu onun ''geçerliliğinin de'' temelidir. Dolayısıyla daha iyi, yani yararlı bilgileri, yani sanıları olanlar bilgedirler ve bu bilgileriyle insanların yetiştirilmesine çalışabilirler.
Sofistler bu mantık ile siyasal anlamda insanları yetistirmek üzere onlara bilgi ve hitabet sanatını öğretmeye çalışmışlardır. Sofistler aracılığıyla felsefe dış dünyadan insan dünyasına (ya da insanın iç-dünyasına) yöneltilmiş olmaktadır. Dil konusunda da ilk incelemeler bir anlamda sofitlere bağlıdır.Gorgias, Prodikos ve Hippias'ın eşanlamlılık, gramer ve biçimsellik konularında açıklamaları olmuştur. Aynı şekilde sofistler mantık üzerinde de durmuşlar ve önermelerin nasıl kanıtlanıp çürütüldüğüyle ilgilenmişlerdir.
Bilginin görelileştirilmesi, soyut genel geçer ilkelerin kuşkuya tabi tutulması, doğa ile insanın birbirinden ayrıştırılarak felsefi düşünmenin merkezine insanın konulması, buna bağlı olarak psikolojisizm olarak adlandırılabilecek bir eğilim geliştirilmesi, felsefenin bir eğitim meselesi olarak uygulanması, toplumsal ayrımların ve eşitsizliklerin insan ürünü olarak değerlendirilmesi, doğal olanda herkesin eşit olduğu düşüncesinin geliştirilmesi, doğal hukuğun savunulması, dinin ve tanrının reddedilmesi, sofistlerin belli başlı felsefi konularıdır. Bu şekilde sofistler, otorite ve geleneği (yasa, hukuk, sosyal ve ahlaki normalr vb.) sarsmışlar, yol açtıkları değer aşınmalarıyla bir tür anarşizmin de yaratıcısı olmuşlardır.
